Mecbur Leyla

“Neden postta paylaştın o sözü’” dedi. “Hangi sözü” dedim ? ‘ Keşke insanların da fragmanları olsaydı ‘ sözünü dedi. Neden paylaşmayım ki ? Birbirimize dokunmadan geçirdiğimiz 5.gündü . Gerçekten bazı şeylerin fragmanı olsaydı , hayatımızın kaçta kaçı şu anki gibi olurdu ?

Eğer o gece seninle daha doğrusu sensiz ve bana bir şizofrenmiş gibi hissettireceğin ayların tek bir saniyesini görmüş olsaydım evet o gece çok farklı olurdu her şey. Ama ben her şeyi hayal ettiğim gibi yaşayacağıma inanarak düz duvara koşmuştum yani sana..

Nasıl mı başladı bizim hikayemiz..

1.5 Senelik sancılı ilişkimden çıkalı 5 ay olmuştu. Bu süreçte özgüvenim kaybolmuş. Sevilmenin ne demek olduğunu da neredeyse unutmuştum. Yani deniz seviyesinden hallice bir sevgi gösterisine karşılık bana inme inebilirdi. Öyle de oldu. Bu konuda beni en can alıcı noktadan vurdu. Normal şartlarda kararım aynı şirketten biri ile beraber olmamaktı. Tabi ki bu kararımın arkasında duramayıp  hatta bir üst seviyeye de geçmem gerekiyordu. Ben de aynı ofisten olanını buldum ! Ama çokta isteyerek bulmadım. Azıcık istedim ama kendimi lak diye bu duygunun içerisinde buldum. 

Bu iki devlet tek millet felsefesini taşıdığımız, qardaş vətən ın en aptal beyin göçünün başrolündeydi menim köhnə sevgilim. Tamamen gevşek, sorumsuz, gamsız bir karakterdi. Ofiste geçirdiğimiz bunca zamanda bu çocuğun ne kadar aptal olduğunu düşünürken, bu aşamaya nasıl geldim hiç bilmiyorum. Neyse ! Resmen nefret ediyordum çocuktan. Hayat ya o sırada o da benimle konuşmak istiyor, mesaj atıyor, storylerime cevap veriyor ama bir gün geliyor “Günaydın” dahi demiyordu. Aptallığına bir de medeniyetsizliği eklenmişti gözümde. Allahım yok olsa mıydı acaba?  

Diye düşünürken ben o kalktı bir gün dedi ki “İçelim bari yeaa hafta sonu”. Öğh.. Başka zaman belki asla kabul etmezdim ama dedim en fazla ne olabilir: d ” İÇELİM” .. Come on. En fazla ne olabilir: d

Bir yandan kader çarkı üstüme üstüme tam burada dönmeye başladı. Dev gibi bir çark beni ezmek için dönüyordu. Bir yandan da en yakın arkadaşımı da zaten hafta sonu için davet etmiş olmamın rahatlığı vardı. Nasılsa yalnız olmayacaktık. Güler eğlenirdik. Konu en fazla ne kadar saçma bir yere gidebilirdi ki? 

Cuma günü şirkette yoktu. İstanbul’a gitmişti ve akşam dönecekti. Kafamda istemsiz dönen bir şarkı ” Seni bana ayırdım, bütün İstanbul biliyo. ”  

Neeeey? 

“Neden kötü şeyler hep iyi insanların başına geliyor” da ki kötü şey buydu. Akşam dönmüş olması gerekiyordu. Bilmiyordum. Hemen gece saat 23.00 gibi bir story patlattım. Dedim buna düşer. Bu doğru bildiğim son şeydi. ” Gel ” dedi. ” İçiyoruz”

Dedim ki ” Ihh, bilmem ki, geçte oldu aslında, ıhh nasıl olur kiGELİYORUM”.

Tahmin ettiğiniz gibi yaldır yaldır gittim. Ev arkadaşı da oradaydı. Ve Ev arkadaşı bana diyordu ki  “Bak Uşak bu kızdan hoşlanıyor.” Ve benim içimde bir şey çıt diyordu sanki. Daha sonra aslında O kızın ev arkadaşının hoşlandığı kız olduğunu söyleyecek daha da sonra ben aslında onun kendi hoşlandığı kız olabilecek kadar karaktersiz bir adam olduğunu fark edecektim . Her neyse. O sıkıntılı yerlere henüz gelmedik.. :’)

Ertesi gün dört kişi buluştuk. Sida Boran ve o zamanki kaypak sevgilisi + Bizim Uşaq + ben. En yakın arkadaşım Sida Boran ile uzun zamandır bu kadar iyi anlaşan kimseye denk gelmemiştim. Sida bana diyordu ki ” Bu senin hayatının aşkıı” (25 senelik arkadaşım tabi ki yanılma payı yok). Apaçık manipüle ediliyordum. Ve manipüle edilmeyi istiyordum. Çünkü bu ihtimali nedense çok sevmiştim. Çok eğleniyorduk. Çok içiyor ve çok gülüyorduk. Ve yine Sida Boran bana diyordu ki ” Seninle ilgili konuşurken gözleri parlıyor. ” Adam sadece goy goy düşkünüymiş… Bunu 48 saatlik ilişkimden sonra acı dolu geçen 12 haftada anlayacaktım.

O gece hep beraber bana gitme kararı aldık. Arabada giderken şarkılar söylüyorduk. O bana bakarak şarkının

Ay ne güzel şeysin sen
Ah gökyüzüm, akşamüstüm
Hayranıyım yürüyüşünün

Sesinin, bakışının, gülüşünün 

Kısmını söylüyordu. Bense çoktaaan aşk sarhoşu olmuştum. El- ayak, kalp- beyin koordinasyonu tamamen sıfıra inmişti. Özellikle kalp ve beyin koordinasyonunun sıfıra inmesi, tarafımca uzun süre duvara kafamı vurarak hatırlanacaktı.  

Benim minik çiçekli balkonumda oturuyorduk. Sida Boran ve onun o zamanlar ki cibiliyet yoksunu sevgilisi Bastı bacak Kâmil öpüşmeye başladılar. Bu Uşaq’ ta o sırada kulağıma eğildi ve bir şey diyecekti ki bir anda dedi ki ” ne kadar güzel kokuyorsun”. Güzel mi kokuyorum? İş arkadaşım! güzel mi kokuyorum?  Böyle dersen istemediğimiz yollara gireriz, güzel mi kokuyorum ?.. Öpüverdi yanağımdan… Öylece. Bir kocaman gülümsedim. Yarın yokmuş gibi mutluydum. Yarın yokmuş gibi gülümsedim, ferahladım. Yarın yokmuş gibi…

Zaten yokmuş bu arada, oraya daha gelmedim: d

İkimizde çılgınlarca gülümsüyorduk.  O diyordu ki ” Oha! Seninle beraberim inanamıyorum”. Bak diyorum “Bu iş yaş güzel çocuk , olmaz “.  Diyor ki ” Olur, olur “. Ben de sandım ki

 ” Olur, olur “ :d

Tüm gece boyunca benimle olduğuna inanamadığına, bunun müthiş olacağına, ilgiye sevgiye ‘ doyacağıma vs vs. konuştu ve beni ikna etti. Ki ikna etmeye çalıştığında çoktan boynundan kokusunu içime çekmeye başlamıştım. Yani baya zordu beni ikna etmesi: d

Aynı zamanda da Teyzesi qardaş vətəndan buraya tatile gelmişti o hafta. Bu nedenle Uşaq’ı sabaha karşı evine gönderdik. Eve vardığında “Eve vardım yariim” dedi. Yariim! Aman allahım ne aşk ama. Hayatın benim için beklettiği, bana ayırdığı (bütün İstanbul biliyooo) yarime kavuşmuştum sonunda. Gelsindi bakalım mutlu son. 

İşte gençler, 48 saatlik ilişkim tam da böyle başladı. 

Ertesi akşam tekrar görüşecektik ve tüm gün konuşmamıştık. Ama sorun değildi. Huyu böyleydi sanırım. Hem sürekli mesajlaşacak mıydık zaten? Yaş olmuştu bilmem kaç. Akşam buluştuk. El ele yürüdük deniz kıyısında. Konuştuk sohbet ettik. Sanki her şey güzel gibiydi. Olacaktı sanki bu iş. Kara günler geride kalmıştı.

Ertesi gün iş vardı…

İlk iş günümüz bu büyük aşkımızı saklamamıza nasıl engel olacaktı bakalım. 5 Km öteden anlaşılacaktı, o gözlerimizdeki aşk. 

Herkes ilk günden anlayacak hatta müdürüm elinde kırmızı kuşakla gelecek, davullar zurnalar eşliğinde girecektik ofise. Üstü açık bir araba ile saçlarımı rüzgarda savura savura ayrılacaktık şirketten el ele göz göze .

Ve..

“Günaydın” bile demedi.

Biraz abartmış olabileceğini düşündüm. Ama çaktırmamız gerektiği için bana kan davalısıymışım gibi davranmak onun normaliydi herhalde de bir “Günaydın” bile mi yoktu? “Güno” bile olurdu… Dedim ki normali budur herhalde sonuçta yaş kemale…: d

Sonrasında tabi birkaç mesaj geldi. Hakkını yemeyelim. “ Nasılsın? , Naptın? “. İnsan kan davalısına nasılsın der mi be çocuk. Keşke orada diziverseydin kurşuna beni. İnandırıcı olsaydık. Kimse anlamazdı bizim büyüüük bir aşkın günaydınsız kahramanları olduğumuzu. 

Öğle arası oldu. Normal şartlarda şirketteki grubumuzla hareket ederdik. Beraber dışarı çıkardık. Ya da ikiye bölünürdük. Sonuçta bir zıtlaşma vardı istemsiz. Bizim Uşaq’ın kendi gibi bir de kız kankası var. ZELO. . Zelo’ da benim ekip arkadaşım. Ben zannediyorum yiğidim, aslanım bana der ki eee yemeğe hep beraber nereye gidiyoruz. Ben YARİMsiz adım atamam.. En kötü der ki “Biz Zelo ile gidiyoruz” Ama sonuçta büyük aşkımız neticesinde ayrı kalamaz benden, sonuçta ölüyor benim için. Demedi… Bunlar Zelo ile aralarında konuşup ikisi yemeğe çıktılar. Haber dahi vermeden. Öylece bakakaldım arkasından. Belki de bu normaliydi sonuçta yaş kemale… O KADAR DA DEĞİL! Döndüğünde koydum hemen tavrımı. Biraz umurunda olmadı. Garipti. Benimle olduğuna şükreden adam , benimle olmuyordu. Bu işte bir gariplik vardı.. 

O geceyi beraber geçirdik. Bu adam baş başayken tam bir aşıktı. Ama yanımıza insan gelince başkalaşım geçiriyordu. O geceyi de beraber geçirmek beni biraz yumuşattı. Ertesi iş gününe başladık. 

Günaydınsız.. :d

Kabullenmeye çalışmak ile anlamaya çalışmak arasında debeleniyordum. Gülün dikeni kıvamında bakıyordum ama bu deve dikeniydi. Şirkette yüzüme bakmıyordu. Düne kadar iki kelam eden iki insanken şimdi birbirimizi tokatlayıp geçecek gibi hissediyordum. Ben tokatlasam yeriydi. Beni öğleden sonra güvenlikten aradılar. Size bir şey geldi diye. Koştum baktım. Kimden ne gelmiş olabilirdi ki ? Zeytin ağacı.. Bir not İYİ Kİ VARSIN. Uşaq’tan… Bakın çenem düştü sandım. Mutluluktan ve şaşkınlıktan. Ağzımı toparlayamıyordum. Kattiyen toparlayamıyordum.. Allahım ben ne yaşıyorum. Bunca yaşadığım acının üstünde kader artık beni ödüllendirmek istemiş ve bana mükemmel bir aşk bahşetmişti . Çocuğumuzun adını Zeytin mi koysaydım acaba . Anneme söyleyin de salon takımını değiştirse miydi . Sonuçta ağır misafirlerimiz olacaktı çooookta yakın bir zamanda 😉 Daha ofise elimde kocaman bir zeytin ağacı ile yürürken kafamda bir duvak var gibi hayal ediyordum. Gelinliğim kesinlikle uçuş uçuş olacaktı.. Nedimelerim de Nar çiçeği bir elbise giyecekti . Ofise girdim.. Duvara gülümsüyordum çünkü muhatap alabileceğim bir sevgilim yoktu. Bir kan davalım vardı… Ben tabi aşk görgüsüzü olarak çiçeği görünce delirdiğimden teşekkürler ettim.  Ama ne teşekkürler ettim. Abarttıkça abarttım ne teşekkürler ettim..

(Tam burada geri sayım başladı.. )

Artık coşkudan , mutluluktan omurgamı tamamen kaybetmiştim. Öyle aşk görmemiş gibiydim ki akşam bana aldığı diğer hediyeyi gördüğümde de artık kafası kopmuş bir tavuk gibi kontrolümü kaybetmiştim. O an iki kitap bir ağaca karşılık evimi arabamı üstüne yapardım. Annemi arayıp koltuk takımını değiştirmene gerek yok. Bizim için evlenmek çok basit , bizi hayat birbirimize adamış be kadın , ruhlarımız evlenmiş , biz bir kördüğümüz , ne gerek var formaliteye biz bu ömrü birbirimize adadık , demek istiyordum.. :d

(Geri sayım devam ediyor.. )

Benim medeniyetsiz tüm şovunu kullanıyordu. Ben artık mutluluktan suratımın sağ tarafı felç inmiş halde hala kalan son enerjimle teşekkür ediyordum. Adamın bir  ” iyi ki varsın ” notunun üstüne bir damatlık giyip evlenme teklif etmediğim kalmıştı. Ama ne önemi vardı oyunların. Bunlar sahte aşklar için geçerliydi. Biz gibi GERÇEK AŞKLARIN BÖYLE KÜÇÜK HESAPLARA İHTİYACI YOKTU . :d

(Last  24 Hours )

Can düşmanım ve ben iş yerindeydik. Akşam muhasebe ve pazarlama departmanı rakı içmeye gidecektik. Allah’ım gözlerimizdeki aşkı saklamak her an daha da zor olacak. Rakıdaydık. Beni hiç sevmeyen , kendisi tam bir ZELO fanatiği olan direktörüm ve yine bir ZELO fanatiği sevgilim arasındaydım. Neyse ki kendi gelmeyi tercih etmemişti. Masaya oturduğum andan itibaren aralıksız 20 dakika boyunca Direktörüm o masada ZELO’yu övdü. O arşa çıktıkça ben yerin dibine batıyordum. Ben de alkole sığındım. Zaten kokladığında sarhoş olan bir insandım. Yaklaşık 45 dakika içerisinde rezillikler çıkartabilecek kadar sarhoştum. Takım liderimin üstüne ikinci rakıyı dökmemin üstüne beni eve götürme kararı aldılar. Tabi ki can düşmanım değil , takım liderim beni eve bıraktı. Utanmadan evde ağlayarak içmeye devam ediyordum. Kapı çaldı. Anladığım kadarı ile 20 dakika içerisinde benim Uşaq apar topar yanıma gelmiş.. Vefalı sevgilim. .Ve sonrasında yine anladığım kadarıyla yaklaşık 3,5 saat ağlamışım. Araya beni üzeceksen hiç olmasın gibi cümleler sıkıştırmışım. NEDEN YANİ ?  Benim aptal çocukta bunu ciddiye almış… Üzmek yerine canıma okumayı tercih etti.. 

Ertesi gün yüzüm önde yine iş yerindeydim. Günaydın yoktu. Ama bunu kabul etmiştim. Benim ömürlüğüm dün bütün gece benimleydi… Onu da çok üzmüş olabilirdim… Gözlerini de kaçırıyordu. Aman allahım benden daha çok üzülmüştü bu çocuk.. 

Öyle bir üzüntü ki önümüzdeki üç gün mesaj atmadı.. :d

Gayrı resmi şartlar altında bir haber verilmeden sanırım terk edilmiştim… Bunun ilk olmayışını 4. de anlayacaktım :d

Gerçekten geri kalan üç günü tek bir mesaj atmadan , buraya tatile gelmiş olan teyzesinin olmadığı her rakı masasında , teyzesi ile tek bir dakika ilgilenmeden geçiriyordu. Ben bir toz bulutuna dönüşmüştüm. Öncesinde mutluluktan düşen çenemi taktıktan sonra bu şok ile tekrar düşmüştü. Cumartesi akşamı cesaretimi topladım ve yazdım ” Uşaq ben terk mi edildim” dedim.. “yoo nereden çıkardın” dedi.. 

Üç gündür beni hiç aramamış , merak etmemiş bir adamın bu cümlesine sevinebilecek kadar altüst olmuştum. Telefon başında bekliyordum sürekli. Pazar akşama kadar yazmadı. Bir hafta boyunca bir kere vakit geçirmediği ama beni bu sebep ile günlerce aramadığı teyzesi gitmişti.. Umudu kesmiştim. Yazmasını dahi beklemediğim bir anda yazmıştı. Oysa ben kaç gün hayal kırıklığı ile uyuyup uyanmıştım. Bunun beni acıtması , onun hiç umurunda olmamıştı. Bazı şeyleri fark etmem gerçekten bir kaç ay aldı. 

Ertesi gün yine iş yerindeydik. 

“Günaydın” dedi bu sefer.. Yine başlamıştık ama farklı. Geri kalan süreç tamamen benimle ilgilendiği kısımdı.. Ne güzel olmuştum.. Öğle ne yeseydik… Akşam ne yapsaydık.. Tamam diyordum yaptı bir eşeklik hatasını anladı. Artık her şey farklı olacaktı.. Yaa.. 

O bir kaç günü yine beraber geçirdik. Uzun zamandır ilk defa kendini birine ait hissediyormuş..  Sarılıp uyumalı , durduk yere sımsıkı sarılmalı , koklayarak öpmeli… 

Şimdi düşünüyorum da insan bunca sevmediği birini neden bu şekilde sevmek için kendini zorlar merak ediyorum. En başından yarattığını ve yaşattığını düşündüğü aşkı belli bir seviyede tutsaydı eğer. Bunları yaşamazdım. O kadar yalan olabileceğini düşünmedim ki..  

Çarşamba geldi çattı. Yine 3 günlük ilişkimin son günündeydim. İş çıkışı yan yana mekanlarda ikimizde kendi arkadaşlarımızla buluşmuştuk. Kalkarken biz gidiyoruz demişti. Gelip selam ver istersen dedim. Gördü ama Cevap yok.. Yarım saat sonra bir mesaj geldi.  Biz taksiye bindik gittik dedi. Yazmadım. O da yazmadı. Bende yazmadım . O da yazmadı. .

Hafta sonu bütün çiftlerin toplandığı arkadaş grubumuzla bir planımız vardı. Bizim Uşaq ilk anda gelmek için çok hevesliydi. Çünkü o an başka bir planı yoktu.  Bu yazışmamanın üstüne ertesi gün bir mesaj geldi. ” Ben Cumartesi gelmesem ayıp olur mu ? ” . 

Ya olur mu çocuk deli misin..  Ayıp ne ki ? Ne demek ayıp ? Kim ayıp ? Biz özür dileriz. Sana alternatif olduğumuz için…

“Problem değil” dedim..

Problem değildi. Psikolojimi korumak için problem olmaması gerektiğine inanıyordum. 

Sonra kayboldun…  Bir süre ” Neden?”,” Niçin? ” sorularıyla yedim kendimi. Gözlerime bakmayışında bile anlam aramaya çalıştım. Nasıl aptalcaymış.. 

Astım yüzümü oturdum. Elimden gelen başka hiçbir şey yoktu. Yaklaşık bir hafta geçti. Büyük aşkımızda bu sefer neyin seperatör görevi gördüğünü anlamaya çalışıyordum. Aslında sen bizi birleştirememeye yemin etmiştin. Bunu bir türlü anlayamıyordum. Ve anlam da veremiyordum.

Bir gece şirketten birkaç kişi sahile indik. 2 erkek, 2 kız. Dışarıdan çift gibi göründüğümüzün farkındaydım. Ve benim bu şans ile Uşaq’a denk geleceğimizin de farkındaydım. Ve tabi ki geldik. Tam yanımızdan bisikletle geçti. Bir selam bile vermeden. 5 dakika sonra bir twit geldi.. 

“Yüzün düşme süresi 96 saat” …

??????

Pardon da… 48 saatlik bir aşka ne kadar mecnun olmam gerekiyordu. (Çok daha fazla oldum… Neyse konumuz bu değil..) 

Pardon da ne yetmedi minvalinde bir twit attım. O da cevap attı. Laf soktuğunu falan zannediyordu ama söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum.

Ki hem ne münasebetti? 

Gerçekten ne münasebetti?

Ama buna izin veren de bendim. Sen kendini neden ortalama 36,5 saat sürmüş bir ilişkiye adamış ve inanmış hissedersin ki? Bir çocuğu şekerle kandırmak beni aşk ile kandırmaktan daha zor. Allah’m ne zaman akıllanacağım? İnsan birçok zaman sevilmeye, ait olamaya ihtiyaç duyar. Bu İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde varken ben bunu reddedemem fakat Maslow’ un bunu yazarken benim 36,5 saatlik bir ilişkiye ait hissedebilecek kadar salak olduğumu düşünmemiştir diye tahmin ediyorum.  

İki karşılıklı twit sonrasında dedi ki “ Sen mi geliyorsun ben mi geleyim ? “ . Bunu o gün inanılmaz bir tutku olarak düşünmüştüm. Şimdi ne olduğunu , onun ne düşündüğünü ifade bile etmek istemiyorum. Geldi… Tahmin ettiğiniz gibi yine mucizesi ile beraberdi. Böyle bir duygu böyle bir his yoktu . Bunların son geçerlilik tarihinin ertesi sabaha kadar olması dışında herkesin hoşuna gidebilecek şeylerdi…

(PART1)


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s